Ahmet SARRAOĞLU


KURBAN


   Kurban, ibadet niyeti ile belirli vakitte, belirli nitelikleri taşıyan hayvanın kesilmesidir. Kurban, mali ibadetlerden birisidir. Bu Cenâb-ı Hakk’ın ihsan buyurduğu bir şükran borcudur.

       

 Kurban, Allah Teâlâ’ya kurbet (yaklaşmak) için kurban niyetiyle belirli bir vakitte kesilen hususi hayvanın adıdır. Kurban kesmek, zekât ve bayram namazları gibi hicretin ikinci yılında meşrû kılınmıştır. Meşrûiyeti Kitap, sünnet ve icma’ delillerine dayanır.

 

      Kurban ibadetinin tarihi oldukça eskidir. Bugünkü şekliyle İbrahim (a.s) ‘a dayanır. Hz. İbrahim bir oğlu olursa onu Allah ‘a adayacağını söylemişti. Aradan uzun bir zaman geçtikten sonra oğulları oldu. Ama o adağını unutmuştu. Rüyada kendisini oğlunu kurban ediyor görünce hatırlamıştı. Konuyu oğlu İsmail (a.s)’a açmış ve oğlu büyük bir teslimiyet göstermişti. Bunun üzerine adağını yerine getirmek için onu kesmeye teşebbüs etmiş, ancak Allah’u Teâlâ onun bu bağlılığına karşılık Hz. İsmail yerine bir koyunu, kurban etmesi için Cebrail (a.s) vasıtasıyla kendisine göndermiştir. Konu ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurulmuştur : ‘ (Hz. İsmail) babası ( İbrahim a.s) ile beraber yürüyüp gezecek çağa gelince yavrucuğum, rüyada seni boğazladığımı görüyorum, bir düşün, ne dersin? dedi. (Hz. İsmail’ de )babacığım emrolunduğun şeyi yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın, dedi. Her ikisi de teslim olup (babası oğlunu) alnı üzerine yatırınca: Ey İbrahim, rüyayı doğruladın. Biz Muhsinleri( iyilik yapanları) böyle mükafatlandırırız. Çünkü bu gerçekten apaçık bir imtihandır dedik. Biz oğlunun yerine ona büyük bir kurbanlık fidye(bedel) verdik. Geride gelecekler arasında ona iyi bir ün bıraktık. İbrahim’e selam dedik. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır.’ (Saffat;107-111).

     

 Hz. İsmail’in yerine bir koyunun kurban edilmesinin emredilmiş olması, Cenab-ı Hakk’ın insanlığa büyük bir lütfudur. Allah insanları Hz. İbrahim gibi ulu-l azm ( büyük irade sahibi) bir peygamber aracılığı ile insan kurban etmekten kurtarmış olmasaydı, muhtemelen insanlara ‘insan kurban etme’ gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilir ve onları o korkunç gelenekten kimse kurtaramazdı. İşte kurban, Hz. İbrahim’den sünnet olarak bize intikal etmiştir.

     

Kurban, insanın Allah’a yaklaşmasına vesile olan bir ibadettir. Kurban kelimesinde bu mana vardır. İnsan bu görevi yerine getirmekle, yani kurban kesmekle Hz. İbrahim gibi Allah’a ve onun emirlerine olan bağlılığını gerektiğinde onun rızasını kazanmak için her fedakarlığa hazır olduğunu göstermiş olur. Bu itibarla bütün ibadetlerde olduğu gibi kurbanda da iyi niyet ve ihlas esastır. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de: ‘ onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sadece sizin takvanız ( yani Allah’ın emirlerini yerine getirmek ve yasaklarından sakınmaktan ibarettir takva) ulaşır.’ (Hacc;37) buyurulmuştur. Esasen Allah’u Teala, ancak takva sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri kabul eder.

      

  Cenâb-ı Hakk, Kevser Sûresinde, “Rabbin için namaz kıl ve kurban kes” buyuruyor. Bu âyet-i kerimedeki “namaz”dan maksat bayram namazı, “kesmek”ten kasıt da, kurban kesme günlerinde kesilen hayvanlardır. Başka bir âyet-i kerimede ise, kurbanlık develerden şöyle bahsedilir: “Kurbanlık develeri de size, Allâh’ın şeâirinden kıldık.” (S. Hac, 36) “şeâir”in mânâsı, Allâh’ın dininin alâmeti, işâreti olan hususlardır. Pek çok şey alâmetleri ve işâretleri ile tanınır; bunlar hiç terk edilebilir mi?

Hâl böyle olunca yapılacak iş; kurbanı kesmemek için bahaneler aramak yerine, kesebilmek için çareler aramak olmalıdır.

 

Sünnette de kurbanla alâkalı birçok delil vardır. Müslim (r.h.)’in Hz. Enes (r.a.)’den yapmış olduğu rivâyet bunlardan birisidir: “Resûlüllah (s.a.v.), beyazı siyahından çok, boynuzlu, iki koç kurban etti. Onun; ayağını hayvanın yanlarına koyduğunu, Bismillah deyip tekbir getirerek eliyle onları kestiğini gördüm.” (Kitâbü’l-Edâhî, 17; Buhârî, K. Edâhî, 9)Bir diğeri de Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemizin rivâyet etmiş oldukları şu hadîs-i şeriftir: “Âdemoğlu, kurban bayramı gününde kan akıtmaktan daha sevimli bir amelle Allâh’a yaklaşabilmiş değildir. Kanını akıttığı hayvan, kıyâmet günü boynuzları, çatal tırnakları ve kılları ile gelecektir. Akan kan yere düşmeden önce, Allah Teâlâ katında yüksek bir makama ulaşır. Bu bakımdan kurbanlarınızı gönül hoşluğu ile kesiniz.” (İ. Mâlik, Muvatta’, Kur’an 24; Tirmizî, Edâhî, 1; İbn-i Mâce, Edâhî, 3)

Ayrıca, Müslümanlar’ın tamamı, kurbanın meşru’ olduğu üzerinde icma’ etmişlerdir.

 

Kurban vecîbesinin yerine getirilmesi; hak yolundaki fedâkârlığın bir nişânesi, Allah Teâlâ’nın verdiği nimetlere karşı kulun bir şükrânesidir. Ayrıca günahların bağışlanmasını dilemektir. Bunların neticesi olarak da sevâba nâil olmak ve bir takım belâlardan korunmaktır. Velhâsıl kurbanın meşrûiyeti; dînî, ahlâkî, ictimâî bir takım hikmetlere, maslahatlara istinat eder, dayanır. Bunu takdir etmeyecek bir akıl sahibi tasavvur olunamaz. (Ö. Nasuhi Bilmen, B. İslâm İlmihâli, Yedinci kitap, s. 410)   

 

 Kurban, aynı zamanda İslam dinindeki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın da bir örneğidir. Her gün yeryüzünde binlerce hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında bir dini görevi yerine getirmek niyeti ile kesilen kurbanlardan daha çok yoksullar ve hayır kurumaları istifade eder. Ayrıca bunda önemli bir geçim kaynağı olan hayvancılığı teşvik de vardır.